Kayıtlar

Ekim, 2022 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Termostat ve Termometre

Termostat mısınız yoksa termometre misiniz? İnsanım ben nasıl bir soru. İnsanlar hayata ya termometre gibi tepki verir ya da termostat gibi tepki verirler.  Termometre ortam ısındığında kaç derece ise onu üzerinde yazar. Soğuksa soğuk der. Sıcaksa sıcak der. Siz termometreye bakarsınız sıcaksa sıcaklığı azaltırsınız soğuksa sıcaklığı artırırsınız. İnsanların çoğu hayatta termometre gibi gezer. Ekonomik kriz var. Maaşım yetmiyor. Karım çok konuşuyor. Kocam çok ilgisiz. Olan durumu bangır bangır yansıtır. Ekstra bir tepki üretmezler. Ben olanı söylüyorum zaten siz bir şeyler yapın der aslında. Termostat da sıcaklığı ölçer sıcaksa sıcak, soğuksa soğuk der devamı da var. Sıcaklık fazla ise azaltır az ise artırır. Böylelikle istenilen sıcaklıkta tutmaya çalışır. Termostat adamlar çok azdır. Çünkü nasıl yapacağı üzerine düşünmesi gerekir. Etrafta yaygara çıkarmak daha kolay kesinlikle.  Öncelikle kendinize uygun Termostat dengesini bulup sonra ona göre yaşayacağınız hayatlar diliyor...

Mutluluk İçin Ne Gerek?

Mutlu olmak için ne gerekir? Para? Iyi bir eş? Sakinlik? Sorunsuz bir hayat? Belki sorumsuz bir hayat mutlu edebilir. Mutluluğun en güzel yanı nedir bilir misiniz? Hiç bir şey gerektirmez.  Etrafımda beni az tanıyan herkesin bana karşı kullandığı bir cümle var. "Hayat sana güzel be doktor." Haklılar hayat bana güzel çünkü mutluyum. Ziya Şakir Yılmaz'ın ifadesi ile güneş gibiyim. Peki param mı var? İdare edecek kadar. İyi bir eşim mi var? 40 yıl geçse yine onu seçerdim. Bana bir sürü güzellik kattı sorunlarımıza rağmen devam ediyoruz. Sakin mi geçiyor? Kuzey Irak'ta çatışma bölgesinde doktorluk yapıyorum o yüzden bu sorunun cevabı bellidir diye düşünüyorum. :) Sorunsuz bir hayatım mı var? Hayır bir sürü sorunla uğraşıyorum en başta kendi kendime sorun çıkarıyorum hâlâ. Sorunların belki %90'ı benim yüzümden çıkıyor. O zaman ben neden mutluyum? Ya deliyim bir çok kişi bunu kabul etmiyor hatta çok akıllı olduğumu söylüyorlar ama delilik ve akıllılık farklı şeyler. Kon...

Sadakat Üzerine

Son bir kaç yıldır seyrettiğim filmlerde şirkette sadakat ailede sadakat ve toplumsal sadakat gibi konularda alttan mesajlar var. Bir filmde örneğin kadınlar mahalleli olarak bir evde toplanıyor erkekler de mahalleli olarak bovling oynamaya gidiyor kızın biri göz kırpıyor adamın da hoşuna gidiyor konuşuyorlar bovling arkadaşları o kadının sağlam bağ olmadığını söylüyorlar eşinin ve çocuklarının ne kadar harika olduğunu değmeyeceğini söyleyip adamı vazgeçiriyorlar. Adam mahallede bir tekerlek satış bürosunda çalışıyor. Müdür o kadar güvenmiş ki kendi kızını adama vermiş.  Romantik komedi adı altında verilen bir film ama toplumsal değerlere yatırım yapılmış. Öncelikle tüm mahalleli birlikte iş yapıyorlar bağları kuvvetlendiriyorlar. İkincisi biri sadakatsiz davranırsa tüm mahalleli bir olup ona yardım ediyor. Şirkette de en önemli şey yine güven.  Ama bu film Türkiye’de gösterime girmedi ben uçlarda bulup seyrettim. Başarının en temel dinamiklerinden biri güven ve sadakat. Ve bu...

Annemin Başarı Sırları - 3

Annemin satışta başarılı olmasının bir başka sebebi ise müşterileri kendine çekebiliyordu. Bunu bir çok yolla yapıyordu. Bazen çocuklara bir pasta verirdi. Çocuğun kalbini kazanırdı. Bazen çocuklarla iletişime geçerdi onları dinlerdi. Çocuklarla iletişimi nedeniyle artık bir kaş müşterisinin çocuğu anneme süper babaanne demeye başlamıştı. Hangi pastadan istersin denildiğinde süper babaannemin pastalarından isterim diyordu çocuklar. Sadece çocuklarla değil genel olarak halk ile de arası iyiydi. Gelip annem ile konuşan muhabbet eden bir çok insan vardı. Bir başka stratejisi ise soğutucu bölmesi vardı bir çok yerde görmüşsünüzdür. İçeride renkli içecekler makine onu soğuk tutuyor. Ona her gün iki tane 2.5 litrelik fanta koyardı. Neden böyle yaptığını sorduğumda dolaptan kimse 2.5 litrelik kola almıyor ama oradan içiyorlar demişti. Böylelikle hem kolayı daha karlı satmıştı hem de elinde yığılan 2.5 litrelik kolaları hızlıca eritmişti.  Peki bizler ne yapacağız? Kendinize uygun strateji...

Eşref Armağan

Resim
Yukarıda gördüğünüz -inşallah en aşağıya düşmemiştir - resim pahalı bir resim. Evet çok da özene bezene bir klasik resim gibi durmuyor. Peki yanındaki imzayı tanıyor musunuz? Eşref Armağan. Türkiye’yi Dünya'da temsil eden ressamlardan biri. Bu ressamın özelliği görme engelli olması. İlk duyduğumda mozart gibi sonradan olduğunu düşündüm ama doğuştan görmüyor.  Hikayesini Ahmet Şerif İzgören çok güzel anlatmış. Aynen aktarıyorum. "Yıl 1956. Doğuştan görme engelli çocuk daha üç yaşınday­ken dünyayı merak etmeye başlar. O kadar meraklıdır ki eline geçen her şeyi gören insanlara sorar. O objenin nasıl durduğunu, rengini, üzerindeki detayları ve ne işe yaradığını öğ­renmek ister. On iki yaşındayken kelebek çizmek ister. Bir yaz günü babası­nın soba dükkanına iner. Babası tavanda bir kelebek olduğunu söyler. Çocuk kelebeği yakalamasını ister ancak kelebeği yakalasa bile eline veremeyeceğini söyler babası. "Neden baba?" diye sorunca "O kadar nazik, incele...

Gizem Bera Yüksel

Resim
Gizem Bera Yüksel. İsmi tanıdık geldi mi bilmiyorum. Yaşasaydı şimdi yirmili yaşlarında güzelim bir kız çocuğu olacaktı belki de. Evet maalesef öldü yakın zamanda değil. 11 yıl önce öldü. Tarihin sildiği isimlerden biri Gizem Bera. Sadece bir ay konuşuldu akıllı telefonlarda insanlar birbirine Gizem Bera'yı gösterdi. Herkes izlerken gülüyordu bu kızın konuşmalarına.  Öncelikle Gizem Bera'dan bahsetmek isterim. 11 yıl önce daha YouTube videoları hayatımızda yenice yer etmeye başlıyordu. Bu kadar YouTube fenomeni yoktu yani. Bir kişi Gizem Bera'yı çekmiş. Kendisi sınıf başkan yardımcısı. Yanında sınıf başkanı ve en yakın arkadaşı Havva sınıfı susturmaya çalışıyor sınıf susmayınca da ağlamaya başlıyor. Gizem Bera başlıyor kızmaya haklı olarak. Çünkü arkadaşının tek yaptığı hoca gelene kadar sınıfı sessiz tutmak. Meşhur olma sebebi de susturma şekli. "Benim giyecek botum yok, babam inşaatlarda çalışarak bizi geçindirmeye çalışıyor. Sizin her şeyiniz tam. Neden uslu durmuyo...

Kâr odaklı mı? Başarı odaklı mı?

Bir işte önemli olan başarı mı yoksa kar mı? Tabiki ikisi de özenli ama başarı odaklı olmak daha önemli. Bu ikilem her yerde geçerli olmak üzere özellikle iş yerlerinde daha fazla önem kazanıyor. Çünkü neredeyse bütün iş yerlere başarı odaklı değil de kâr odaklı çalışıyor maalsef bir kısmı ise sadece kâr odaklı çalışıyor. Bunun en büyük sıkıntısını ise tüm esnaf, tacir ve satış sorumluları çekiyor. Ben dürüst bir esnafım benlik sorun yok diyenler de bildiği halde düzeltmediği için sorumlu maalesef.  Ben ilk eticaret ve danışmanlık işine başladığımda abim işin pazarlama yönünü anladığı zaman bana küçümseyerek pazarlamacı mı olacaksın diye sormuştu? Belki de ben öyle algıladım. Başka bir arkadaşım tüm satıcılar ürününü satmak için yalan söyler dedi. Sonra bu sözü bir çok insandan duymaya devam ettim. Hatta Adanalı bir arkadaşım daha da ileri giderek yalan söyleyemiyorsan bu işi yapamazsın demişti. Bu örneklerin hepsi Türkiye'de insanların daha çok kâr odaklı çalıştığının kanıtı. Para...

Faşist Spor

Sporun faşisti komünisti mi olur arkadaş. Normalde olmaz ama sadece üstün ırk vardır gerisi hizmetçidir bakış açısı ile bakılan bir düşünce olan Faşizmi spora da ya en iyisi olacaksın yoksa sen bir hiçsin şeklinde endekslersek elimize Faşist bir spor geçer.  Günümüzde de bazı aileler çocukları için bunu uyguluyor maalesef. Sen birinci olacaksın yoksa aldığın o kadar eğitimin hiç bir değeri yok. Ve bu sadece sporda değil bütün alanlarda olmakta. Sen doktor olacaksın yoksa sen bir hiçsin sözü sorsanız tahminen her 20 tıp fakültesi öğrencisinden biri anne veya babasından duymuştur. Bu düşünce biçimi ya çocuk tarafından benimsenir ve çocuk hırslı bir birey hâline gelir diğerlerini aşağı çekmeye çalışır birinci olmak için ya da çocuk tarafından benimsenmez ve çocuk depresif biri hâline gelir büyük ihtimalle de sonunda intihar eder. Peki bunun için ne yapacağız? Saldım çayıra mevlam kayıra mantığı ile mi büyütelim çocuklarımızı? Tabiki de hayır. Ama sporun veya yaptığı işin onu kendisi ...

İlk gün ve Son gün

Bugün sizin ilk gününüz olsaydı ne yapardınız? Peki bugün sizin son gününüz olsaydı ne yapardınız? İnsanlardan en çok duyduğum cümlelerden biri "Zaman çok hızlı geçti hiç anlamadım." cümlesidir. Bunu ilkokulda iken de duydum, lisede de, üniversitede de, şimdi de. Zamanları çok hızlı geçmesinin sebeplerinden biri bugünleri ne günleri ne de ilk günleri onlar için. Her günü bu iki soruya cevap vererek geçirdiğiniz zaman, hayat daha yavaş akmaya başlıyor. Sadece bu da değil eğer değişime açık ve başarılı olmak istiyorsanız bu iki soru gerekli hâle geliyor. Bugün ilk günüm olsaydı ne yapardım sorusu gelişim için birebirdir. Bir şey yapmak istiyor ve yapamıyorsanız bugünü ilk gün olarak değerlendirirseniz her gün üzerine bir şey koymaya başlıyorsunuz aslında. On yıl sonra yazar olmak istiyorum bugün ilk günüm olsa ne yapardım? Yarım sayfa yazı yazar yarım saat kitap okurum. Doktor olmak istiyorum. Her gün 3 saat ders çalışırım sorularım olursa hocaya gösteririm. Bir çok örnek yazı...

Cahil Bir Haber

Bugün bir haber okudum. Zayıflama çayı içtiği için aplastik anemi olan bir kadın ile ilgili. Aynen aktarıyorum " Olaya bakın, Bir hasta ZAYIFLAMAK için bitkisel bir ilaç kullanıyor. Sonra aplastik anemi oluyor. Ardından kemik iliği nakli yapılıyor. Vücut iliği reddediyor. Sonra yüksek doz steroidden dolayı femur başı avasküler nekroz oluyor. Ardından sjögren sendromu ve buna bağlı kanser.. Bilinçsizce tüketilen “takviye adı altında” bu tür ürünlerden uzak durun. Zayıflama hapı diye bir şey yok, zayıflama çayı diye bir şey yok. Bir gecede kemik iliğinizi kurutabilir, karaciğer yetmezliği gelişebilir, böbrekleriniz iflas edebilir.  Yapmayın bunu kendinize." Bu haberden bir sürü konu eleştirilebilir ama ben özellikle cehalet konusunu eleştirmek istiyorum. Farkedebildiğim kadarıyla bütün cehaleti sıralayacağım. 1. Zayıflama çayı içtiği için aplastik anemi olmuş. 2. Zayıflama hapı çayı yoktur. 3. Bir gecede kemik iliğiniz kuruyabilir. Zayıflama çayları faydalıdır demiyorum kesinli...

Annemin Başarı Sırları - 2

Annemin Azerbaycan'da başarılı olmasının sebeplerinden biri de gider gelir kalemi belli idi. Kesintiler annem müdür olduğu için direkt ona sorulacaktı. Iğdır’dan alışkın olduğu için annem için sıkıntı olmadı gelir gider tutmak. Sol tarafa gelen ürünlerin fiyatını sağ tarafa harcamaları yazardı. Bunu zaten her şirket yapar. Ama her şirket nereye ne kadar gitti bakmaz. Baksa da ne için bu kadar gitti diye sormaz. Şirket için önemli olan gelir ve gider kaleminin dengeli olmasıdır. Annem ise hem Iğdır’da hem Azerbaycan'da nereye ne kadar harcandığını öğrenmeye çalışırdı. Hiç bir zaman amacı gideri kısıp kâr gütmek değildi ama etrafta gereksiz giderleri tespit ettiği için kârı artardı. Örnek verecek olursak, Iğdır’da depolardan birine ödenen fiyat çok yüksekti. Annem baktı ki bazen ödenen fiyat malzemelerin fiyatını geçiyor. Aradı depoyu yetkili kişiyi çay içmeye çağırdı. Durumu anlattı. Eğer böyle devam ederse sizinle çalışmayacağız dedi ve durumu düzeltti. Azerbaycan'da yaptığ...

Annemin Başarı Sırları - 1

Bizim 2009 yılında hayat şartları nedeni ile Azerbaycan'a taşınmamız gerekti. Annem orada bir pastahanede kasaya bakacak ve müdürlük yapacaktı. Kendisi zaten 1998 yılında Kardeş Elektrik A.Ş. müdürlüğünü yaparak Iğdır'ın ilk kadın tüccarı oldu. Annemden sonra Iğdır’da Kardeş Elektrik A.Ş. 10 kat büyümüştü 10 yılda. Azerbaycan'da ise işyerini beş yılda 30 kat büyütmüştü. Peki bunu nasıl yapmıştı. Her gün bir parça annem satışta nasıl başarılı oldu yazmaya çalışacağım. Annemin en temel özelliklerinden biri kırmızı çizgileri olmasıydı. Kırmızı çizgilerin dışına çıkılamazdı. İş yerinde kimseye izin vermezdi. Nelerdi bu kırmızı çizgiler?  Öncelikle hakarete asla izin vermezdi. İş yerinde ne müşteri Annemin çalışanlarına ne de çalışanlar Annemin müşterilerine izin vermezdi. Hem müşteriyi hem çalışanını sahiplenirdi. Bu da zamanla içeride rahat bir ortam sağlardı. Başka pastahaneye gideceğine insanlar aynı paraya daha nezih ortam olarak annemin iş yerine gelirdi. Kendine has Türkç...

Ticarette Başarı için İyi İnsan Olmak

Gary Vaynerchuk bir konuşmasında iyiler hep kazanır diyor. "Eğer kazanmıyorsanız iyi gibi davranıyorsunuzdur. Ticarette geçek başarının sırrı iyi bir insan olmaktır." diyor. Tabi videonun devamında iyi bir insan olmayı açıklıyor ama bence daha iyi bir tanım yapılabilir. Gary V. iyi bir insan olmayı insanlara karşı karşılıksız iyilik yapmak olarak söylüyor. Bense başarılı olmak için iyi olma hâlini üçe ayırıyorum. Birinci olarak Gary V.'nin dediği gibi karşılıksız iyilik yapmaktır. Karşılıksız iyilik yapmadan başarılı olamazsınız insanın niyeti yüzüne vuracaktır. Ve siz insanlara ceylan görmüş çita gibi yaklaşırsanız insanlar anlamayacak olsa bile hissedecektir ve sizden uzun vadede uzum durmaya çalışacaktır. Bu bir anda gelişen bir özellik değildir ben hâlâ insanlara karşılıksız iyilik yaptığımı düşünemiyorum. Hâlâ çok yolum olduğunu görüyorum ama geçen yıllara göre yaptıklarımın daha karşılıksız olduğunun da farkındayım.  İkinci olarak kendine iyi olmak meselesi gelmekte...

İçe Dönük Yaşam

El alem ne der diye yaşamayacaksak bizi kim durdurabilir? Ben istediğim gibi davranırım kime ne? Bu kadar hedonist olmamak lazım. İçe dönük yaşamak aslında dışa dönük yaşamaktan daha hassas bir konu. İçinizde vicdan ölmüşse içe dönük yaşayamazsınız. Çünkü vicdana göre yaşamaktır içe dönük yaşamak. Bu vicdanı dini olarak duyduğunuz vicdan ile aynı değildir. Dini olan vicdan kelimesi aslında irfandır. Ve Allah seni her zaman görüyor gibi yaşamaktır. Ateist biri için ise içinde iyi ve kötüye karar veren ses vardır. Ama dinlemesi gerekir. Yıllardır dinlemedi ise içindeki sesi duymak zaman alabilir. İsterseniz mümkün. Vicdanla yaşamak dediğimiz durum aslında toplumu daha iyi bir hâle getirecek düşünce şeklidir. Topluma takılmadan ama doğru bildiğinizi arkasında durarak yaşamaktır. Barış Manço ve Cem Karaca saçını uzattığı zaman sadece hippi erkekler saçını uzatabiliyordu ama Barış Manço ve Cem Karaca insanlara örnek oldu ve saç uzatmanın sadece hippiler için olmadığını kanıtladılar. Siz ne ...

Dış Kaynaklı Düşünce

El alem ne der konusunu Bir çok kişisel gelişim ve psikoloji kitabında okumuşumdur David Burns daha bilimsel ve metodolojik bir şekilde konuyu işler. Doğan Cüceloğlu'nun tabiri ise daha anlaşılırdır. Dışa dönük yaşam der var mısın kitabında. Nasip olursa yarın da içe dönük yaşamı yazarım. 13 ekimde bahsettiğim üzere insanlar için hayatı yaşama şeklini içe dönük ve dışa dönük diye ayırabiliriz. Dışa dönük yaşam ise el alem ne der yaşam biçimidir. Bütün kararlar el aleme göre alınır.  Toplum içinde uyulması gerekn kurallar vardır. Onların dışına çıkamazsınız yoksa dışlanırsınız. O kadar farklı bir olgudur ki bu kendinizi tanımaktan çok toplumu tanımak zorunda kalırsınız. Çünkü aynı davranış farklı yerlerde farklı tepkiler doğurur. Örnek verecek olursak havaalanında mescide gidip namaz kılmak normal olarak görülürken, ateist arkadaşların ortamında namaz kılmak için kalkmak tuhaf karşılanabilir, dini bütün arkadaşların ortamında ise tebrik edilme vesilesidir. Üçünde de yaptığınız aynı...

Ekstra Bir Yazı (Rose Park Olayı)

18:00 kalkıştı Cleveland Avenue otobüsü kaldırıma yanaştı. Çerçevesiz gözlük takmış, kahverengi sade bir ceket giymiş, kırk iki yaşında, minyon, Afro-Amerikalı bir kadın basamakları tırmanıp otobüse bindi, sonra da cüzdanından on sent çıkarıp kutuya attı. Tarih 1 Aralık 1955, yer Alabama’nın Montgomery kentiydi. Montgomery Fair mağazasında komandatura olarak çalışmakta olan kadın, uzun bir günün ardından yeni paydos etmişti. Otobüs kalabalıktı ve kanun gereği öndeki dört sıra beyaz yolculara ayrılmıştı. Siyahların oturmasına izin verilen yerler arkadaydı, ama hepsi de çoktan dolmuştu. Bunun üzerine, ismi Rosa Parks olan kadın beyazlara ait sıraların hemen arkasındaki orta sıralardan birine geçip oturdu. Bu sıralarda oturmaya siyahların da, beyazların da hakkı vardı. Otobüs yoluna devam ederken, duraklardan başka yolcular da aldı. Kısa süre sonra bütün sıralar dolmuştu. Beyaz bir adamın da aralarında bulunduğu bazı yolcular, tavandaki demir boruya tutunarak ayakta yolculuk ediyorlardı. ...

Zihniyet Üzerine Yazılar -2

İçimdeki ses gece bana isyan etti. Neden İran'da ölen kız için yazdın da, Bartın'da ölen madenci işçiler için yazdın da neden hiç ölen askerlerimiz için yazmadın, sadece Kuzey Irak'ta olduğun zamandan beri iki şehit çıktı. "Yoksa önemsemiyor musun?" diye sordu. "Önemsemez olur muyum." dedim. En başta insan oldukları için önemsiyorum zaten sonra kutsal bir görevi yerine getiriyorlar o yüzden önemsiyorum. Görev arkadaşlarım olduğu için önemsiyorum. Ama ne yazacağımı ve nasıl yazacağımı bilmiyorum o yüzden yazamıyorum. Ölümleri azaltılabilir mi ya da nasıl azaltılabilir bir çözüm sunamadığım için yazamıyorum. Yoksa diğerleri gibi vatan sağ olsun yazısı yazmak kolay. Yapılan çok zor değil başka birinin ekran görüntüsünü al. Durumunda paylaş. Bunun ismi önemsiyorum oldu. Ama bunun ismi önemsemek değil en azından tam olarak değil. Aklıma şu geliyor ne yapsın hiç paylaşmasın mı? Eğer aman ben de paylaşayım düşüncesinde ise zahmet edip paylaşmasın. Üzüntüsünü ya...

Bartın'da Ölüm

İlk grizu patlamasını altıncı sınıfta okulda sosyal bilimler hocası Kemalettin Kalkan'dan duymuştum. Ödev verdi gidin grizu patlaması nedir nasıl oluşur araştırın demişti. Grizu nasıl yazılır bilmediğim için eve döndüğümde bilgisayara girdim Google Amca'dan patlaması yazdım aradım. Mantıken ismini yazamadığım şey çok bilinen bir şey ise ilk beş sayfada mutlaka çıkacaktır diye düşünmüştüm. Gerçekten de birinci sayfanın sonunda Zonguldak'ta yine grizu patlaması diye bir haber ile karşılaştım. Ve internetten grizu patlamasını araştırdım. Ne de olsa artık nasıl yazıldığını biliyorum. Velhasıl kelam maden ocaklarında gerçekleştiğini bir çok tedbir yöntemi olduğunu o zamanlar öğrenmiştim. Kemalettin Hoca bu ödevi hiç sormadı ama bana genel kültür olmuştu. En büyük sebebi tedbirsizlik. İster şirket diyin ister devlet isterseniz de işçi tedbirsizliği ama sonunun tedbirsizliğe çıktığı kesin. Bugün ve yarın en fazla bir hafta televizyonda bilgi sahibi insanlar çıkacak bunlar oldu şu ...

Bilinçli Yaşam

İşimizin yüzde kaçı bilinçli? Yaptıklarımızın kaçını bilerek yapıyoruz? Ya da şöyle mi sormalı farkında olmasan yaptığınız kaç tane alışkanlık var? Dr. Joe Dispanze yaptıklarımızın %99 alışkanlık yani farkında olmadan yaptığımızı söylüyor. Ne yani çocuğumla konuşurken ne konuştuğumun farkında değil miyim? diye sorabilirsiniz ama siz farkında olduğunuzu düşünüyor olsanız da değilsiniz. Oğlunuz günaydın der siz günaydın dersiniz bu alışkanlıktır. Bunu düşünmezsiniz. Kahvaltı yapmaya geçersiniz Bunu düşünmezsiniz. Oğlunuz üzerine döktüğü zaman kızarsınız. Bunu düşünmezsiniz. Kahvaltı sonrası araba kapısında oğlunuzu beklersiniz hadi geç kalıyoruz dersiniz. Bunu düşünmezsiniz. Okula giderken arabayı sürersiniz. Bunu düşünmezsiniz. Oğlunuz harçlık ister verirsiniz. Bunu düşünmezsiniz.  Bilerek bu kadar vurgulayıcı yazdım başka her durum için uygulanabilir ama farkında olduğunuzu zannettiğiniz çoğu şey için aslında farkında değilsiniz.  Alışkanlıklar üzerine yazdığım zaman bunun ene...

Ben ve Biz

İki gün önce sabah liseden yakın arkadaşım Erzurum eczacılar odası genel sekreteri Ecz. Rukiye Beyza Al buaradaelif adlı bir kullanıcının bir Twitter yazısını ekran görüntüsü olarak paylaşmıştı. Benim de hoşuma gitti ben de paylaştım. Yazı şu şekildeydi: "Pazar eczacılar mitingine bir öğretmen olarak gidicem bana "sen eczacı mısın da sana ne?" Diyolar... Ulan doktorun yazdığı 3 ilaçtan 2sini alamıyoruz hâlâ sen eczacı mısın şu musun bu musun diyosunuz"  Yazıyı bilerek aynı şekilde paylaştım. Hoşuma giden şey arkadaşımın böyle bir yazıyı paylaşması değildi. O zaten bir eczacı olarak mesleğini destekleyen başka bir meslek grubunun bunu paylaşmasına mutlu olmuştur ve büyük ihtimalle bu yüzden paylaşmıştır. Benim de mutluluk kaynağım da temelde aynı. Bir öğretmenin eczacıların derdi ile dertlenmesi idi. Hâlâ bazı şeyler ölmemiş toplumda dedim. Hâlâ ben değil biz diyen insanlar var. Hâlâ başkası için ne yapabilirim diyen insanlar var. Bunun oluşması için birbirimizi dinl...

30. Gün

Bugün yazıların tam 30.günü. Bu benim için büyük bir mutluluk çünkü günlük okumaları ve duolingo ingilizce derslerimden sonra ilk defa bir şeyi her gün ard arda bir ay boyunca yapabildim. Ki yazı işi daha zor ingilizce derslerinde sadece doğruları yapıp bir ders bitirince bir günü kurtarabiliyordum tabi böyle olunca bir günlük görev bazen sadece iki dakikamı alıyordu. Aynı şey okumalarım için de geçerli beynimi kullanmak zorunda kalmıyordum sadece okumam yetiyordu. Yazı işinde ise her ne kadar yazım hatalarımı görmezden gelerek yazsam da ve her ne kadar başkalarının yazıları üzerine yazıları yazsam da üzerine düşünmem gereken bir yazı gerekiyordu. Bir şey hakkında her gün beynimi kullandığım bir ay oldu benim için. Bazen düşündüğüm şey çıkmıyordu ama mutlaka bir yazıya bağlayabiliyor olmanın ayrı bir değeri mevcut. Bu aralar Doğan Cüceloğlu'nun kitabını okuduğum için oradan örnekler veriyorum ama insanı değerli kılan nedir sorusuna bir şeyler katabilmek de bir cevap olduğunu yazıla...

Hayat Amacı

Alışkanlıkların gücü kitabında çok güzel bir deney okudum. İskoçya'da bir hastanede diz veya kalça protezi için bekleyen hastaların iyileşme hızlarını kontrol etmek için yapılan deneyde bir gruba ameliyat sonrası kağıt veriliyor. İyileşme süreci yaklaşık 12 hafta ve her hafta bu hafta beklentiniz ne onları detaylı yazınız. Diğer gruba bir şey yok. Kağıt verilen grup iki kat daha hızlı iyileşiyorlar.  Bir kağıt bu kadar sonuç yapabilir mi? Demek ki yapabiliyormuş. Sonucu değiştiren aslında kağıt değil. Kağıda insanlar bir amaç yazınca beyin amaca göre yöneliyor. Mücadele ruhu yazısında bir örnek vardı. Hedefleri olan öğrenciler gerçek hayatta daha başarılı oluyor diye. Evet çünkü onlar bir hayat amacı belirliyor farkında olmadan. Amaç sadece iyileşmeyi hızlandırmıyor. Hayat amacınız sizin kötü alışkanlıklarınızın da değişmesine yol açabiliyor. Çünkü hayat amacını, varsa o amaca ulaşmak için alışkanlıklarınızın bazıları size engel olabiliyor. İstemli veya istemsiz o alışkanlıklarınız...

Ömür ve Yaşam

Hayatın uzunluğu kısalığı aslında çok önemli olmuyor ne yaşadığın ne yaşamadığın kimlerle yaşadığın veya yaşlandığın daha önemli oluyor aslında. Bugünün konusu yok bugün eşimin doğum günü olduğu için ömür ve yaşam üzerine yazmak istedim. Herkes yirmi yedi yaşına geldiği zaman yirmi yedi yıl yaşamış olur ama herkesin yirmi yedi yılı aynı olmaz. Bazılarının yüzü bebek gibidir. Bazılarının saçlarına beyazlar dökülmüştür bile. Bazıları sevmedikleri ile ömür törpüler bazıları sevdikleri ile daha da gençleşir. Önemli olan yaşarken bizim ruhumuzu yaşlandıracak şeylerin hayatımıza girmesine izin vermemektir. Örneğin her şeye sinirlenmeyin biraz hayatı oluruna bırakın sinirlenmek en çok sizi yıpratır atalarımız boşuna dememiş keskin sirke küpüne zarar diye. Elalem ne der diye takılmayın. Siz doğru yaptığınıza kalpten inanıyorsanız yaptığınıza devam edin. Önce ayıplayan sonra alkışlayan olacaktır. Sevdiklerinize değer verin. Sevdikleriniz her zaman olmayacak ölüm diye bir gerçek var. Bir gün se...

Dürüstlük

Ahmet Şerif İzgören beden dili kitabında "her konuda hırsızlık yapan bir millet bilgi konusunda hırsızlık yapmaz mı?" diye sorar. Kendi kitabından bir sürü örneğin dışarıda anonim dolaştığını söyler. Ben de geçen yıl sağlıklı yaşam üzerine yazılar paylaştığım zaman bir kere başka bir doktorun benim yazımı alıp kendi yazısı gibi paylaştığını gördüm alıntılarıma kadar kopyala yapıştır yapmıştı çok üzülmüştüm onun adına. Kendi değerini azalttığı için. Dürüstlük sadece yalan söylememek değildir. Dürüstlük bir yaşam tarzıdır. Yalan söylemez, torpil yapmaz. Kimsenin hakkına girmez, hırsızlık yapmaz. Kadriye Ablamın tabiriyle kimse ona zarar vermezse onun kimseye zararı olamaz denilen adamdır. Bu adamlar bizim ülkemizde maalesef azaldı. Peki neden azaldı? Birincisi toplum yapısı yavaş yavaş değişiyor. Sayıları arttığı için dürüst adama enayi gözü ile bakılıyor. İkinci sebep ise toplum bir bütündür ama birey toplumdan üstündür. Bunu açıklamam gerek yanlış anlaşılmaması için. Dürüstlü...

Politika ve Doktorluk

İki gün önce doktorlartakvimi sitesinin çalışanı Sayın Çiğdem Hanım'ın durumunda şirketin bir durumunu gördüm ekran görüntüsü aldım ve paylaştım. Resimde "Doktor nedir? Gecesini gündüzüne katarak, kendisini insan hayatını kurtarmaya ve iyileştirmeye adayan kişi." yazıyordu.  Benim hoşuma gittiği için paylaştım. Ama bazı durumlar daha çok ilgi çeker bilirsiniz. Doğa paylaşımı yaparsanız bir iki kişi kalp atar yemek paylaşımı yaparsanız beş altı kişi afiyet olsun yazar özel bir gününüzü paylaşırsanız onlarca insan tebrik mesajı yazar. Bunun temelde iki nedeni vardır. Birincisi bazıları mesaj atmasam ne derler mantığı sosyal medyaya gitmiştir o yüzdendir. İkincisi ise bazı durumlar etki tepki doğurur. Doğa fotoğrafı Doğa sevenlerde cevap yazma isteği uyandırır. Özel günleriniz onların özel günlerini aklında canlandırır sizi yakınınızda hisseder. Benim durumumda da böyle bir şey olmasını isterdim ama olmadı. Son bir kaç yıldır doktor dövme grevler vs o kadar çok oldu ki. Dokt...

Mücadele Ruhu

"Bir süredir şunu düşünüyorum. Hayatta başarılı insanla başarısız insanı ayırt eden şey nedir? Babadan kalan miras mı? İyi bir eğitim mi? İyi bir çevre mi? Hayır. Mücadele ruhudur." Bir ses kaydında Dr. İhsan Çomak Bey kelimesi kelimesine böyle diyordu. Bizim toplumsal olarak azim dediğimiz şeyin diğer adıdır mücadele ruhu ama azimin seviye atlamış hali gibi düşünün. Çünkü azim denilince ısrarla çalışmak anlaşılıyor ama kelimenin altı boştur. Toplum olarak bir çok kelimenin altı biz de ya boş kalır ya da politikleşir maalesef. Bunlardan biri de bence azim kelimesi. Belki de bunun farkında olduğu için İhsan Hoca içini doldurup farklı bir şekilde ifade etti: "Mücadele Ruhu" Doldurulmuş hâlinde ne değişiyor peki? Aslında işin içine biraz daha sistematik bakış açısı giriyor. Evet azimli olmamız gerekiyor ama bunu nasıl yapacağız sorusuna cevabını mücadele ruhunu anlatırken açıklıyor. Azime öncelikle engelleri aşma özelliği eklemeniz gerekiyor. Herkes mükemmel hayatla do...

Geleceği Düşünmek

Geçmişi düşünmek gibi geleceği düşünmek de insana zararı olabileceği gibi faydası da olabilecek bir durum. En büyük zarar psikolojik olarak sizi anksiyetik bir duruma sokabilir. Büyük ihtimalle çok duymuşsunuzdur. Evi on kere kontrol eden anahtarı için beş kere eve geri dönen ya da eşinin aldattığını düşündüğü için işe gidemeyen insanlar. Bu insanların en büyük problemlerinden biri gelecekte olabilecek sorunları şimdiden kendilerine dert etmektir. Yani aslında dert olmayan şeyleri kendine dert ederler. Üzüntüyü Bırak Yaşamaya Bak kitabında Dale Carnegie "Bütün dertlerimi bir kağıda yazıyorum ve çekmeceye koyuyorum eğer bir hafta sonra hâlâ beni rahatsız ediyorsa çözümü düşünüyorum zaten bir hafta içinde yazdıklarımın çoğu dert olmaktan çıkıyor." diyor. Ben de Emre Topçu Bey'in instagram hesabında izlediğim bir videoyu uyguluyorum. Video da "bütün sorunları kağıda yazın sizinle alakalı olmayanları silin geri kalanları üzerine düşünün." deniliyor. Gerçekten de sor...

Geçmişi Düşünmek

Geçmişi düşünmek insanı depresyona da sokabilir kendini geliştirmeye de yarayabilir. Burada önemli olan geçmişi nasıl düşündüğümüzdür.  Birinci ve hatalı olan düşünme şekli dün de bahsettiğim üzere böyle etseydi şöyle yapsaydı böyle olmasaydı şeklinde keşkelere bağlanan bir düşünme tarzıdır. Bu düşünme tarzı suçu geçmişe attığı için sizin bir suçunuz olmadığını düşündürür. Bu düşünceye sahip insanlar kendinde hiç hata bulmadığı için her zaman mağdur durumunda kalırlar. İnsanların -kendileri farkında olsun ya da olmasın- onları hep haklı görmelerini ve onlara acımalarını isterler. Çünkü anlatılanlara göre onların hiç bir suçu yoktur. Bir de ülkemizde komik bir keşkeci grup daha vardır onlar da. Keşkeleri sadece kendilerine kullanırlar. Keşke zamanında bu arsayı alsaydım şimdiye 10 tane daire olurdu. Gibi cümleler duyarsınız bunlar bir araya geldikleri zaman sanki tüm talihler sadece bunlara gelmişte bunlar hepsini kaçırmış gibi konuşurlar. Bir ara bir muhabbette keşke oğlumun adını ...

Ânı düşünmek

Bir eğitimde "Akıl değirmen gibidir. Yapacak bir şey yoksa kendini öğütür." diye bir yazı okumuştum. Düşününce öyle olduğunu farkettim ben de. İnsan ne zaman gerçekten bir şeyler yaparsa yıpranmıyor. Ne zaman da aklı geçmişte veya gelecekte takılsa hiç bir şey yapamıyor. Yani hepimizin üç seçeneği var. Birinci seçenek geçmişi düşünmektir. Faydalı ve faydasız diye ikiye ayrılır. Faydalı olan kısmını başka bir yazıda konuşmaya bırakıp faydasız olanı söyleyeyim. Değiştiremeyeceğimiz geçmişi düşünüp sürekli keşke şöyle yapsaydım keşke böyle etseydim keşke öyle olsaydı diyeceksiniz. Bu sizin yararınıza hiç bir şey sağlamayacağı gibi sadece sizi daha depresif biri haline getirmeye neden olur. İkinci seçenek daha olmamış geleceği düşünürsünüz. Bunun da iki yönü vardır faydalı gelecek düşünme veya faydasız gelecek düşünme. Faydalı gelecek düşünme kısmından da konu dağılmasın diye sonra bahsedeceğim. Böyle edersem şöyle yapsaydım öyle olursa gibi düşüncelerle boğulacaksınız. Bunun d...

İnancı Yemek

"Yi­ye­cek bu­la­ma­yan in­san­lar inanç­la­rı­nı yer." diye bir yazı okudum.  Aslında günümüzde maalesef bilinçli veya bilinçsiz uygulanan bir yöntem. Dinimizde bile vardır. "Fakirin Allah'a inanması daha zordur" derler. Hatta "Komşusu tok iken kendisi aç yatanın imanını sorgularım." sözü Hz. Ali'ye atfedilir. Çünkü insanın en temel ihtiyacı olan yaşama dürtüsü susuzluk ve açlık ile kapatabilirsiniz. Bilimsel çalışmalar ihtiyaç piramidinin başına yaşama dürtüsünü koymuşlardır. Barınma ve sosyalleşme ihtiyaçları bundan sonra gelir. Dün bir astsubay ve bir uzman iki sözleşmeli er ile oturuyorduk çay içiyorduk. Astsubay arkadaş aynı konuya değindi. Komutanım ben asgari ücretin fazlasını alıyorum. Sigaram yok içkim yok. Evli değilim ama araba almaya gücüm yetmiyor. İnsanlar nasıl geçinsin? Haklı idi ama eksikti. Çünkü tüm yazdığım evrimsel teoride geçerli olan inancın önemini ikinci plana atan bir durumda geçerli.  Günümüzde araştırmalar biraz daha ha...

Ön Yargı Üzerine Uç Bir Örnek

Önce özetini çıkarmak istedim ama haberin tamamını okuduğum bir yazı paylaşıyorum.  "Güney Bronx’un Soundview Mahallesi’ndeki Wheeler Caddesi’nde bulunan 1100. Blok, gösterişsiz iki katlı evlerden ve apartmanlardan oluşan dar bir sokaktır. Sokağın bir ucunda mahallenin ticari merkezi Westchester Caddesi’nin keşmekeşi devam eder, oradan başlayan ağaçlarla ve çift sıra park etmiş araçlarla bezenmiş Wheeler Caddesi neredeyse iki yüz metre boyunca uzanır. Binalar önceki yüzyılın ilk zamanlarında inşa edilmiştir. Pek çoğunun dış yüzeyi gösterişli kırmızı kiremittendir ve giriş kapısının önünde dört veya beş basamaklı bir sundurma bulunur. Fakir ve işçi sınıfı mahallesidir; 1990’ların sonunda bölgedeki, özellikle de Westchester Caddesi ve Elder Caddesi üzerinde bulunan bir sokaktaki uyuşturucu trafiği oldukça faaldi. Soundview, New York City’de kalacak ucuz ve metroya yakın bir yer arayan bir göçmenseniz tercih edeceğiniz yerlerin başında gelir, bu nedenle Amadou Diallo Wheeler Caddesi’...