Ön Yargı Üzerine Uç Bir Örnek

Önce özetini çıkarmak istedim ama haberin tamamını okuduğum bir yazı paylaşıyorum. 
"Güney Bronx’un Soundview Mahallesi’ndeki Wheeler Caddesi’nde bulunan 1100. Blok, gösterişsiz iki katlı evlerden ve apartmanlardan oluşan dar bir sokaktır. Sokağın bir ucunda mahallenin ticari merkezi Westchester Caddesi’nin keşmekeşi devam eder, oradan başlayan ağaçlarla ve çift sıra park etmiş araçlarla bezenmiş Wheeler Caddesi neredeyse iki yüz metre boyunca uzanır. Binalar önceki yüzyılın ilk zamanlarında inşa edilmiştir. Pek çoğunun dış yüzeyi gösterişli kırmızı kiremittendir ve giriş kapısının önünde dört veya beş basamaklı bir sundurma bulunur. Fakir ve işçi sınıfı mahallesidir; 1990’ların sonunda bölgedeki, özellikle de Westchester Caddesi ve Elder Caddesi üzerinde bulunan bir sokaktaki uyuşturucu trafiği oldukça faaldi. Soundview, New York City’de kalacak ucuz ve metroya yakın bir yer arayan bir göçmenseniz tercih edeceğiniz yerlerin başında gelir, bu nedenle Amadou Diallo Wheeler Caddesi’ne geldi.
Diallo Gineli’ydi. 1999 yılında yirmi iki yaşındayken Manhattan’da seyyar satıcılık yapıyordu, On Dördüncü Sokak boyunca tezgâhta video kaset, çorap ve eldiven satıyordu. Kısa boyluydu ve mütevazı bir görüntüye sahipti, 1,70 metre boyunda ve 68 kiloydu; 1157 Wheeler’da caddedeki alçak apartmanlardan birinde ikinci katta yaşıyordu. 3 Şubat 1999 akşamı, gece yarısına doğru Diallo eve döndü, ev arkadaşlarıyla sohbet etti ve ardından aşağıya indi, binanın önündeki basamakların ilkine oturdu ve geceyi dinlemeye başladı. Birkaç dakika sonra bir grup sivil polis, polis aracı olduğu belli olmayan bir Ford Taurus ile yavaşça Wheeler Caddesi’ne girdi. Arabada dört kişi vardı; hepsi de kot pantolon, sweatshirt, beyzbol şapkası ve kurşun geçirmez yelek giymişti ve hepsinde de resmi polis silahı olan 9 milimetrelik yarı otomatik tabanca vardı. Hepsi de beyaz, New York Polis Teşkilatı’na bağlı, şehrin en fakir mahallelerindeki “sıcak suç noktaları”nda devriye gezen özel Sokak Suçları Birimi’ndendi. Taurus’u kullanan Ken Boss’tu. Yirmi yedi yaşındaydı. Onun yanında otuz beş yaşındaki Sean Carroll ve arka koltukta yirmi altı yaşındaki Edward McMellon ve yine yirmi altı yaşındaki Richard Murphy bulunuyordu.
Diallo’yu ilk gören Carroll’dı. “Bi’ dakika, bi’ dakika!” dedi arabadakilere. “Şuradaki adam ne yapıyor orada?” Carroll daha sonra kafasından iki farklı düşüncenin geçtiğini iddia etti. İlk olarak Carroll Diallo’yu, ziyaretçi kılığında kapıyı çalıp insanların evine zorla giren hırsızlardan biri sandı. Bu yöntemde, hırsızlardan biri erketede beklerdi. Aklına gelen diğer düşünce ise, Diallo’nun yüzünün bir yıl önce bölgedeki bir seri tecavüzcünün eşkalini andırdığıydı. “Orada öylece duruyordu,” diye hatırlıyor Carroll. “Sundurmada duruyordu, bloğun bir sağına bir soluna bakıyor, arada kafasını öne doğru uzatıp sonra tekrar duvara yaslıyordu. Birkaç saniye sonra aynı şeyi yine yapıyordu, bir aşağı tarafa bir sağa bakıp duruyordu. Ve biz yaklaşırken sanki apartman girişine doğru geri çekildi gibi gelmişti bana, sanki görülmek istemiyormuş gibiydi. Sonra, biz önünden geçtik, ben ona bakıyordum ve neler olup bittiğini anlamaya çalışıyordum. Bu adam neyin peşindeydi?”
Boss arabayı durdurdu, Taurus tam 1157 Wheeler’ın önüne gelene kadar geri geri geldi. Diallo hâlâ oradaydı, ki bu, Carroll’un daha sonra belirteceği üzere onu “hayrete düşürmüştü”. “Ben artık, tamam, burada kesinlikle bir şeyler dönüyor, dedim.” Carroll ve McMellon arabadan çıktılar. “Polis!” dedi McMellon rozetini göstererek. “Biraz konuşabilir miyiz?” Diallo cevap vermedi. Daha sonra Diallo’nun kekeme olduğu ortaya çıktı, dolayısıyla cevap vermeye çalışmış ama başaramamış olabilirdi. Dahası İngilizcesi iyi değildi ve tanıdığı birinin kısa zaman önce silahlı bir grup insan tarafından soyulduğu söylentisi de dolanıyordu ortada, yani çok büyük ihtimal korkudan donakalmıştı: Oracıkta duruyordu, kötü bir mahallede gece yarısından sonra dışarıda, karşısında beyzbol şapkalı, iki iri yarı adam, göğüsleri kurşun geçirmez yelekten dolayı iyice kabarmış, ona doğru ilerliyor. Diallo bir an durdu ve ardından apartman girişine doğru koşmaya başladı. Carroll ve McMellon da arkasından koştu. Diallo dairesinin kapısına ulaştı, sol eliyle kapı tokmağını kavradı, polis memurlarının daha sonra ifadelerinde belirttikleri üzere vücudunu yana doğru döndürüp diğer eliyle cebini “karıştırıyordu”. “Ellerini göster!” diye bağırdı Carroll. McMellon da bağırıyordu: “Ellerini cebinden çıkar. Beni, seni öldürmek zorunda bırakma!” Ama Diallo gittikçe daha da telaşlanıyordu ve Carroll sinirlenmeye başlamıştı, çünkü ona göre Diallo’nun yana doğru dönmesinin nedeni sağ eliyle ne yaptığını onlardan gizlemekti.
“Apartman girişindeki merdivenlerin muhtemelen en üst basamağındaydık, kapıdan içeri girmeden onu yakalamaya çalışıyorduk,” diye hatırlıyor Carroll. “Şüpheli döndü, bize baktı. Eli hâlâ oradaydı, kapı tokmağında. Ve sağ cebinden siyah bir nesne çıkarmaya başladı. Nesneyi çıkardı, tek görebildiğim nesnenin üst kısmıydı, siyah bir silahın sürgüsüne benziyordu. Önceki deneyim ve eğitimim, önceden yapmış olduğum tutuklamalar bana bu kişinin silah çektiğini söylüyordu.”
Carroll bağırdı: “Silah! Silahı var!”
Diallo durmadı. Cebinden çıkardığı nesneyi şimdi de polis memurlarının bulunduğu noktaya doğru doğrultmaya başlamıştı. Carroll ateş etti. McMellon içgüdüsel olarak basamaktan aşağıya doğru atladı, sırtının üzerine düştü ve havadayken de ateş etti. Kurşunları apartman girişinin etrafında sekerken, Carroll onların Diallo’nun silahından geldiğini sandı, McMellon’ı uçarken görünce de Diallo’nun onu vurduğunu düşünerek ateş etmeye devam etti, özellikle de polis eğitiminde öğrendiği gibi “merkez kütle”ye nişan aldı. Her tarafta ufak beton ve tahta parçaları uçuşuyordu ve ortalık namlu ağzından çıkan ani parıltılardan ve mermilerin ışıltısından gündüz gibi aydınlanıyordu.
Boss ve Murphy de arabadan çıkmış, apartmana doğru koşuyorlardı. Dört polis memuru birinci dereceden adam öldürme suçundan ve ikinci derece cinayetten duruşmaya çıkarıldıklarında “Ed McMellon’ı gördüm,” diye ifade verecekti Boss. “Apartman girişinin sol tarafındaydı ve o basamaktan en aşağıya uçarak düşmüştü. Aynı zamanda Carroll da sağ taraftaydı ve merdivenlerden aşağıya doğru iniyordu. Çılgına dönmüştü. Merdivenlerden aşağıya koşuyordu ve olup bitenler son derece gerilimliydi. Merdivenlerden uzaklaşmak için elinden geleni yapmaya çalışıyordu. Ed yerdeydi. Silah sesleri hâlâ devam ediyordu. Ben koşuyordum. Hareket halindeydim. Ve Ed vurulmuştu. Tüm görebildiğim bu kadar. Ed silahını ateşliyordu. Sean apartman girişine doğru silahını ateşliyordu… Ardından Bay Diallo’yu gördüm. Apartman girişinin arka tarafında, daire kapısının olduğu arka duvarın orada. Kapının biraz ötesine çömelmiş. O vaziyetteyken, eli dışarıda ve elinde de bir silah gördüm. O anda, ‘Tanrım, burada öleceğim’ dedim. Silahımı ateşledim. İlerlerken ateş etmeye devam ettim ve ardından kendimi sol tarafa doğru attım. Ateş hattından çıkmıştım… Dizleri bükülü, sırtı dik duruyordu. Sanki kendini daha küçük bir hedef haline getirmeye çalışan birine benziyordu.
O noktada Boss’u sorgulayan avukat araya girdi: “Peki eli neredeydi?”
“Dışarıdaydı.”
“Tamamen mi dışarıdaydı?”
“Tamamen dışarıdaydı.”
“Ve elinde bir nesne gördünüz. Doğru mu?”
“Evet, elinde silah var sandım… Gördüğüm şey bir silahı andırıyordu. Kare şeklinde bir nesne vardı. Bir an silahın bana doğrultulduğunu sandım. Etrafımdaki tüm o silah seslerinden ve dumandan sonra ve Ed McMellon’ı yerde gördüm, Diallo elindeki silahla Ed’i vurulmuştu ve öyle görünüyordu ki sıradaki kişi de bendim.”
Carroll da McMellon da on altışar el ateş etmişlerdi: Tüm şarjörü boşaltmışlardı. Boss beş el, Murphy ise dört el ateş etmişti. Ortalık yatıştığında Diallo’nun yanına geldiler. “Sağ eline baktım,” dedi Boss daha sonra. “Eli dışarıda ve avucu açık bir şekilde duruyordu. Silah olması gereken yerde bir cüzdan vardı… Ben ‘Koduğumun silahı nerede?’ dedim.”
Sonra, Boss Westchester Caddesi’ne doğru koşmaya başladı, çünkü bağırmalar ve ateş etme sırasında nerede olduklarını unutmuştu. Ambulans geldiğinde o kadar perişan bir haldeydi ki konuşamıyordu. Carroll basamaklara, Diallo’nun delik deşik bedeninin yanına oturdu ve ağlamaya başladı. (Not: Hikaye Malcolm Gladwell - Blink kitabından alınmıştır.)

Cüzdanı silah olarak görmesine neden olan ön yargısının açıklamasını yapacağım biraz. Malcolm Gladwell 42 sayfada açıklamış. Öncelikle kafasında eski bir zanlıya benzetmesi. Biz de başkaları için ön yargıda bulunurken iyi veya kötü önce başkalarına benzetiriz. İkinci olarak ölen şahsın siyahi olması. Bu işin etiketleme kısmına giriyor. belirli bir grubu etiketlerseniz nasıl davranacağına dair ön yargı sahibi olursunuz. Bunu ön yargı üzerine ikinci yazı da bahsetmiştim. Üçüncüsü ise insanları etiketlerken sadece kişi ve davranışlarla değil hangi tür eşyalarla da etiketlediğimizdir. Bütün öğretmenler kalem taşır veya bütün askerler çakı taşır gibi. Bu üç hata artık üç ölümcül hata olmuş bu durumda. Ön yargının tehlikesini uç bir örnek ile vermek istedim.

Normalden daha uzun bir yazı oldu ama gerekli olduğunu düşündüm.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kaju

Travmalar

Politika ve Doktorluk