Kaju

 

            Biz çocukken köy düğünlerinde nişan takıldıktan sonra küçük ağzı bağlı renkli paketlerde kuruyemiş verilirdi. Biz çocuklar için ayrı bir eğlencesi vardı bu paketlerin. İçlerinde leblebi ve ay çekirdeklerinin sayıca fazlalığının yanında içinde ne kadar badem, antep fıstığı ve fındık olduğunu tek tek sayar ve birbirimize söylerdik. Evlenenlerin ailesi ne kadar zengin ise içindeki fındık, badem gibi kuruyemişlerin de sayısı artardı. Bizler de bir o kadar sevinirdik tabii.

            Bir gün yine bir köy düğününde nişan takıldığında kuruyemiş paketleri dağıtılınca artık paketlerden yine zengin bir düğüne geldiğimizi anlamıştım. Yaklaşık on bir on iki yaşında idim. Paketten hiç bilmediğim bir kuruyemiş çıktı. Yarım ay şeklinde uçları yuvarlak, üstünde tuz taneleri vardı. Anneme sorduğumda fıstık demişti ama benim bildiğim iki çeşit fıstık vardı. Biri yer fıstığı bir diğeri de antep fıstığı idi. Üniversite yıllarına kadar bir daha karşıma çıkmadı bu fıstık. Birinci sınıfta bir daha karşıma çıkmıştı arkadaşıma sorduğumda kaju dedi. İlk defa adını o zaman öğrenmiştim.

            Benim için ayrı yeri vardı kajunun. İsmini öğrendikten sonra bir çok çeşidini de öğrendim. Sadesi, kavrulmuş, tuzlu ve saire. En kötü kaju diye bir şey yoktu sanki bütün kajular güzeldi.

            Geçen gün arkadaşımın evine çay içmeye davetliydim. Sağ olsun eşi her zaman çay yanında bir sürü şey getirirdi. Kurabiye, pohaça, kuruyemiş. Kuruyemiş içinde kaju da vardı. Arkadaşım “Kusura bakma küflenmiş” dedi. Hayatımın kuruyemişi kaju küflenmişti. Nasıl tepki vereceğimi gerçekten şaşırmıştım ama ben sevmeye devam ediyorum kajuyu.

            Hayatta böyle değil mi? Çok beğendiğiniz ne varsa mutlaka bir sorun olabiliyor önemli olan sevmeye devam etmek. Sevmemek kolay olanı çünkü…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Travmalar

Politika ve Doktorluk