Ah Dertli Hayat! Melek misin? Şeytan mı?
Bu dünyanın da derdi tasası bitmiyor değil mi? Bugün bin bir problem yaşarken ve hepsini daha çözemezken yarın yenileri de ekleniyor. Nereye kadar arkadaş diyor musunuz peki, benim gibi?
İki yıldır yazılarımı okuyanlar Mecnun'a ne oldu diyebilir. Merak etmeyin hiç bir şey olmadı. Hâlâ güneş gibiyim ve hâlâ hayattan dolu dolu lezzet alıyorum. Peki, nedir bu dert tasa mevzusu?
Dertlere farklı bir bakış açısı ile yaklaşmanın (veya hatırlatmanın) vakti geldi diye düşünüyorum. Dertler bizi geliştiren faktörler. Bizi gerçek biz yapanlar arasında. Çünkü dertlerimiz engel değil bir basamak. İki farklı örnek vermek istiyorum. İkisi de Türkiye'de ve Dünya'da çok tanınan İki insan.
Birincisi Hz. Muhammed(S.a.v). Doğarken yetim doğdu küçük yaşta öksüz kaldı. Bir davaya gönül verdiği için önce aile ve akrabaları tarafından sonra da halkı tarafından dışlandı. Dışlanmak yetmemiş gibi hakaretler yedi, bununla da kalmadı işkenceler gördü. Zehirlendi, başından aşağı hayvan pislikleri atıldı namaz kıldığı zaman. Taif'te deliler ve çocuklar elinden taşlandı.
Peki ne oldu? Dünya'da 2 milyara yakın müslümanın olduğu bir toplumun tohumlarını bu şekilde attı.
İkinci örnek ise Gazi Mustafa Kemal Atatürk.
7 yaşındayken babasını kaybetti ve yetim kaldı. Yalnız ve içine kapanık biri olarak yaşamaya, oradan oraya sürüklenmeye başladı.
8 yaşında okuldan alındı ve bir dönem köyde yaşadı. Zamanını tarlalarda kargaları kovalamakla geçiriyordu.
10 yaşında yüzü kanlar içinde kalacak şekilde, yeni okulundaki hocasından dayak yedi. Ailesi onu okuldan aldı. Sinirden ve korkudan üç gün evinden çıkamadı.
17 yaşında hayalindeki okulun istediği bölümü için gerekli not ortalamasını bir dönem için tutturamadı.
24 yaşında tutuklandı, günlerce sorguya çekildi. 2 ay tek başına bir hücrede hapis yattı.
25 yaşında Suriye’ye sürgüne gönderildi.
27 yaşında, kendisinden bir yaş büyük meslektaşı, üyesi olduğu derneğin çalışmalarıyla kahraman ilan edilirken, o hiç önemsenmiyordu. Doğduğu şehrin merkezinde rakibi törenlerle karşılanırken, o kalabalık arasında tek başına olanları izliyordu.
30 yaşında kendisi başka şehirleri düşman elinden kurtarmaya çalışırken doğduğu şehir düşmanların eline geçti.
30 yaşında amiri, onu uzaklaştırmak için başka bir göreve atanmasını sağladı. Yeni görevinde fiilen işsiz bırakıldı. Aylarca boş kaldı.
37 yaşında böbrek hastalığından Viyana’da 2 ay hasta ve yalnız halde yattı.
37 yaşında komutan olarak yeni atandığı ordu dağıtıldı.
38 yaşında Savunma Bakanı tarafından görevinden atıldı.
38 yaşında bir toplantıda giyebileceği bir tek sivil elbisesi bile yoktu ve başkasından bir redingot ödünç aldı. Cebinde sadece 80 lirası vardı.
38 yaşında kendisi için tutuklama kararı çıkarıldı.
38 yaşında en yakın beş arkadaşından üçü, bir seçimde onun aleyhine oy kullandı.
39 yaşında idam cezasına çarptırıldı!(1)
Peki, ne oldu? 42 yaşında Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı oldu.
Dertler bizim daha güçlü bireyler olmamız için var! Hepinize dertlerinizle dost bir hayat diliyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder